Bilindiği gibi Kemalizm 1920’li 30’lu senelerin dünyayı kavuran faşist, ilkel akımlarından esinlenerek oluşturulup Türkiye’nin başına bela edilmiş bir illetdir. Gıdası kan, terör, baskı ve hukuksuzluktur. Kemalizm’in maskotu yahudi diktatör Mustafa Kemal’in “kanla yapılan devrimler daha sağlam olur” ve “.. bazı kelleler kesilecek…” gibi elfazı (sözleri) Kemalizm’in hakiki yüzünü göstermek için kafidir.

Kemalizmin en çok korktuğu şeylerin başında insan hakları ve hukuk gelir. Kemalizm’in ilk senelerinde sokaktan toplatılan cellatlar İstiklal Mahkemleri’ne üye yapılarak toplu hukuk ve insan cinayetlerine imza attırılmıştır. İnsanların kendilerini savunmasına müsaade edilmez, hatta idamla yargılanan insanlar için “sanığın idamına ve şahitlerin sonradan dinlenmesine…” ibarelerinin düşmesi Kemalizm’in bir hukuk canisi olduğunu gösterir.

Aklımıza şöyle bir fikir gelebilir:

“Tamam, o zamanlar dünyanın genelinde böyle baskıcı rejimler vardı, fakat artık 21’inci yüzyıla merdiven dayadık, artık Kemalizm de hukuka saygılı hale geldi.” Cevabım, Hayır! Kemalizm gün geçtikce hukuktan daha da uzaklaşmıştır. İnsan hakları ihlallerinde Kemalizm rejimi birinci sırayı en ilkel toplumlara (şayet varsa dünya yüzünde) bile verme niyetinde değil. Rejim tarafından işlenen siyasi cinayetlerin haddi ve hesabı yok. Faili meçhullerin altında rejimin kanlı parmak izleri var. Yani 2000 değil 3000’e dahi gelsek Kemalizm’in hukuka yanaşması düşünülemez. Hukuku kendisine muhalif gören bir zihniyetin hukukla barışması mümkün mü? Yarasaların aydınlıktan çekindigi gibi Kemalist zihniyet de hukuktan çekinir. Onun için hiçbir zaman hukuk iyileştirilmez, halkın refahı için kanun çıkarılmaz, demokrasiye geçilmez. Kemalizm ve diğer despot rejimlerde demokrasilere balans ayarı halkın iradesini temsil eden Millet Meclislerinde değil, bir avuç cuntacı tarafından tanklarla yapılır. Meclis’in duvarında “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” ibaresinin hiçbir manası yoktur, çünkü kanunlar hep Kemalist zihniyetin savunucusu ordu tarafından yapılmıştır. 2005’in bu aylarında bile Kemalist rejimin Anayasası, 1920’lerin faşist kemalist düşüncesine dayanmakta ve 12 Eylül askeri darbesinin ürünüdür. Milletin iradesini temsil eden Millet Meclisini feshedip silah süngüsüyle milleti hizaya getiren ve silah kullanmaktan, Kemalizmin ilkel ilkelerini papağan gibi saymaktan başka hiçbir kabiliyeti olmayan cunta bozuntularının getirdiği ilkel kanunlarla Kemalizmi yaşatmaya çalışıyorlar.

Bir kaç yıl önce (1999) insan hak ve özgürlüklerini prangalayan 312 nolu ilkel kanunun değiştirilmesi için yapılan çalışmalara kemalist kafaların aşırı derecede muhalefet etmeleri bu kafaların ayarlanması gerektiğini gösteriyor. Kemalist zihniyetin temsilcisi o zamanki Başsavcı Vural Savaş’ın bu maddeyi kaldırmanın vatana ihanet olduğunu ilan etmesi (aynı kafaların başka versiyonları aynı iddiaları savuna gelmişlerdir) ve “Elimizde kala kala 312. madde kaldı” diye yakınması Kemalizm’in bel bağladığı ilkel ve çağdışı ilkelere olan sevgilerini gösteriyor.

Lağım farelerinin lağım dışında yaşamalarına itiraz etmeleri gibi, ilkel yosunlu yobaz kemalistler de insan haklarına saygılı bir hukukla yönetilmeyi istemezler. Millet bunun farkındadır. Ve vicdanlı her vatandaş bu ilkel zihniyetin iktidardan uzaklaştırılması için mücadele etmekte ve etmelidir. Bu ortaçağ despot zihniyeti Türkiye’nin sırtına kene gibi yapışık kaldığı müddetce Türkiye’nin ilerlemesi, çağdaşlaşması mümkün değildir.