Kemalizm, kim ne derse desin, bir diktatörlük şeklidir. Tepeden inmeci, totaliter bir yapılanmadır. Kemalizm’de halk hiç olmamış, olmayacaktır da. Halka rağmen halk için zihniyetidir kemalizm. Halktan korkan, çekinen bir liderin önderliğinde plansız, programsız, zamanla ortaya çıkmış baskıcı bir ideolojidir.

Kazım Karabekir ve bir grup liberal arkadaşı tarafından kurulan ve içinde “Cumhuriyet” kavramı taşıyan partiden sonra yahudi diktatör Mustafa Kemal’in kurdurduğu halktan kopuk “Halk Partisi” nin başına da “cumhuriyet” kelimesi getirilerek “Cumhuriyet Halk Partisi” olur. Karabekir’in kurduğu partinin ömrü çok kısa sürmüş, kapatılma gerekçesi ise “mütedeyin insanlara sıcak yaklaşım” sergilemesinden dolayı halkın tevecühü’ne mazhar olmasıdır. Kemalizm’in lider kadrosu, halktan korktukları gibi halkın tevecüh ettiği tüm kişi ve kurumlardan da korkuyordu. Parti kapatıldı, kurucuların kimisi idama, kimisi sürgüne, kimisi hapis hayatına çarptırıldı. Derken yahudi diktatör Mustafa Kemal “çok partili yönetim imajı çizmek için kendi tarafından tüzüğü yazdırılan, parti başkanı ve üyeleri kendi tarafından atanan bir başka parti” kurar. CHP ve Kemalizm diktatöryasından bıkan, nefret eden halk o partiye koştu. Hatta, “muhalif” parti liderinin İzmir gezisi sırasında yaptığı bir konuşma esnasında sıcaktan dolayı fötr şapkasını çıkarması uzaktan sesini duymayan halk tarafından “atın şu pis serpuşu” şeklinde algılanmış ve halk kendisine zorla pahalı bir şekilde satılan serpuşlarını çıkarıp ayak altında ezmiştir. Küçük yaştaki oğlu Kemalizm rejimi tarafından öldürülen bir baba oğlunun cesedini kucağına alıp “muhalif lider”in önüne gelir: “Daha ne kadar kurban istiyorsunuz, alın, yeter ki bizi bu zulümden kurtarın” diyerek ağlamış ve oğlunu onun önüne atmıştır. Çok kısa bir süre sonra yahudi diktatör Mustafa Kemal tarafından kurulan bu parti de “halkın teveccühüne mazhar” olduğundan kapatılır.

Kemalizm, muhalefete tahammülü olmayan bir diktatörlüktür. Kurucusu Mustafa Kemal de yahudi bir diktatördü. Bu gerçeği Mustafa Kemal’in en yakın arkadaşı F. Rıfkı da itiraf ediyor “Çankaya” adlı kitabında. Mustafa Kemal’e göre halk ne yapacağını bilmeyen, eğitilmesi gereken bir yığındı. Hep halkla kavgalı oldu, kavgalı öldü. Ölüsü dahi halkla kavgalıdır hala. Mustafa Kemal’in kendisinden sonra gelenler de aynı yolu izlediler. Halka zulüm, halka pislik yedirme bunların en büyük siarleri olmuştu. 1950’de halkın silkinisi oldu. Fakat kadro yetersizliğinden ve Adnan Menderes’in yeterince cesaret sahibi olmayışından halk için yeterince bir şey yapılamadı. Çoğunluk Demokrat Parti’de olmasına rağmen ipler halktan kopuk CHP’nin elindeydi. DP, kokuşmuş CHP zihniyetini halka hizmetkar durumuna getiremediği için bu kokuşmuş zihniyet DP’nin korkaklığını fırsat bilerek bunları alaşağı ettiler. Her on senede bir darbe, muhtıra ile zamanımıza kadar gelen halktan kopuk bu zihniyet nihayet hakettiği cezayı pek kısa bir zaman sonra alacaktır. Bir veba, bir AIDS gibi insana musallat olan bu Kemalizm illeti ortadan kaldırılmadığı müddetce Türkiye halkının sefaleti devam edecektir. Türkiye’nin dertlerine devanın başı bu hastalığın yok edilmesidir. Aksi halde boşa kürek çekmek olur.