Bu yazımızda insanların üzerine kara bir bulut gibi çöken bir tarihi ele alacağız. Bu öyle bir tarih ki, zulmün, haksızlığın, adaletsizliğin ve kula kulluğun başladığı, insanların çaresizliğe sürüklendiği ve vahşileşmeye yönlendiği kara bir tarihtir. Bu tarih, anaları yavrusuz bırakan, sapıklığa yol açan, kardeşi kardeşe düşman eden ve yine bir babanın öz evladına tecavüz etmesi gibi akılların donduğu iğrenç bir yol açan lekeli ve kanlı bir tarihtir. Çünkü bu tarih İlahi nizamın kaldırılıp yerine insanların aciz olan akıllarından çıkan batıl nizamın hakim olduğu en acılı bir tarihtir. Evet, 29 Ekim 1923 tarihinden söz ediyoruz…

29 Ekim 1923’ten bu yana 29 Ekimler hep büyük harcamalar yapılarak şenliklerle kutlanmıştır. Maalesef, yine bu 29 Ekim’de de kutlanacaktır. Üzücü olan ise, Müslümanlarında bu şenliklere, kutlamalara katılmalarıdır. Cumhuriyetin ne olduğunu bilmeden neyin kutlamasını yaptıklarının bilincinde olmadan bu batıl şenliklere katılmaktadırlar. Bu kutlamalar yalnızca cumhuriyetin kurulmuş olması için değil aynı zamanda İslam Devletini kaldırmış olmalarının da kutlamalarıdır. Çünkü cumhuriyetin kurulmasından yaklaşık 4 ay sonra İslam Devleti de kaldırılmıştır. Daha doğrusu kaldırmışlardır. Zaten cumhuriyetin kurulmasının tek sebebi İslam’ın devletten, toplumdan ve hayattan kopartılmasıdır. Buna rağmen Müslümanların bu kutlamalara katılmaları gerçekten akıl alacak bir iş değil…

Cumhuriyet nedir? Cumhuriyet bayramı ne anlama geliyor? Cumhuriyet Müslümanlara nasıl bu kadar güzel gösterildi ki, Müslümanların bu kutlamalara katılmalarına sebebiyet verdi? Bunu benimsemenin şeri hükmü nedir? Ve bu konudaki tutumumuz nasıl olmalıdır? Öncelikle bunlara yanıt verelim..

Cumhuriyeti açıklamadan önce laikliği ve demokrasiyi ele almamız gerekir. Çünkü üçü de birbirine bağlıdır.

Laiklik: Dini, devlet ve toplumdan ayırmaktır. Yani dinin devlet ve topluma karıştırılmamasıdır. Bu tarifin altında saklanan, üstü örtünen gerçek ise açıkça; Allah Subhanehu ve Teala’ya başkaldırmadır. Yani Allah’u Teala’ya: ‘Sen bizim işimize karışma, biz kendi kanunlarımızı kendimiz koyarız. Biz Senden daha iyisini bilir ve daha Senden güzel kanun çıkartırız.’ deme küstahlığıdır. Aslında saklanan bu gerçek, her kanunlarında bariz bir şekilde ortaya koymaktadır. Peki, Allah Subhanehu ve Teala’nın koyduğu nizam, hayat ve devlete karıştırılmayacaksa bu kanunlar nerden alınacak? sorusuna da şöyle cevap vermişlerdir. Tabiî ki akıldan… Yani: ‘La ilahe illa akıl’ (akıldan başka ilah yoktur!). Bunun akabinde bir soru daha gündeme geldi. Kanunları akıl koyacak ama hangi akıl? Kimin aklı? Bu soruya da cevap buldular. Oda; tek kişinin aklı olursa despotik olur. O halde halkın aklı esas olsun dediler. Buna da demokrasi adını verdiler. Peki ama halkın iradesi yani aklı nasıl hakim olacak sorusuna çoğunluğun iradesi dediler ve buna da republic/Cumhuriyet dediler. Görüldüğü üzere laiklik, demokrasi ve cumhuriyet birbirine bağlıdır. Biri diğerini doğurmuştur. Laiklik olmadan demokrasi, demokrasi olmadan da cumhuriyet olmaz, oluşamaz. Önce laiklik sonra demokrasi ve akabinde cumhuriyet doğmuştur. Bu durumda cumhuriyeti alan demokrasi ve laikliği de kabul etmiş demektir. Bu ise, Allah’tan başka ilahlar edinmek demektir.

Asıl konumuz cumhuriyet olduğu için bunu biraz daha kısaca açacak olursak:

Cumhuriyet, demokrasinin uygulama keyfiyetidir. Yani yönetim şeklidir. Egemenliğin, hâkimiyetin halka ait olduğu bir sistemde halkın iradesinin esas alınarak bu iradeyi temsil ettiği iddia edilen çoğunluk iradesine göre şekillenmiş bir yönetim tarzıdır cumhuriyet. Yönetimin hayata geçiş şekli olan yasama, yürütme, yargı ve yöneticilerin belirlenmesi alanlarında hep çoğunluk iradesinin belirleyici olduğu söylenen yönetim tarzıdır. Şu halde çoğunluk iradesi, toplumu bağlayan kanunların, ölçülerin kaynağını teşkil etmektedir. Bu sistemin altında yaşayan bütün insanlar, azınlık kısmına uygun olmasa dahi, çoğunluğun koyduğu kanunlara boyun bükmek zorundadırlar. Buda insanları kula kulluk etmeye sürükler. Ki, kulluk bir başkasının iradesine boyun bükmektir. Şu halde cumhuriyet kula kulluk sistemin yönetim tarzıdır. Nitekim cumhuriyetin esası olan demokrasi ise, egemenliğin ve hâkimiyetin halka ait olması demektir. Yani fertlerin boyun bükecekleri iradenin halka ait olması demektir. Başka bir deyimle; “la ilahe illaşa’ab” (halktan başka ilah yoktur) demektir. İşte cumhuriyet, bu akideye dayalı yönetim tarzıdır.

Cumhuriyet hakkında Şer’i hükme baktığımızda bunun küfür olduğu aşikardır. Cumhuriyetin çıkışı onun küfrün ta kendisi olduğu açıkça göstermektedir zaten. Bunun için çokta fazla delil sunmaya gerek yok. Cumhuriyet, toplum ve devlet hayatında Allah’u Teala’nın kanunlarını/hükümlerini değil, halkın aklından çıkan kanunları almaktadır (ki halkın fikirlerinin alınması da bir ütopyadır, sadece hayali göz boyamadır). Bu durumda Allah’a kulluktan alınıp kulla kulluk etmeye yöneltmektedir. Oysa Rabbimiz yalnızca Kendisine itaat ve kulluk edilmesinin açık bir şekilde emretmektedir. Egemenlik kayıtsız, şartsız halkın değil, Allah Subhanehu ve Teala’nındır.

Yoksa (o müşrikler) yerden bir takım ilahlar mı edindiler de (ölüleri) onlar mı diriltecekler? Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar olsaydı, yer ve gök ifsad olurdu. Demek ki arşın Rabbı olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir. Allah, yaptığından sorumlu tutulmaz, onlar ise sorguya çekileceklerdir. Yoksa O’ndan başka bir takım ilahlar mı edindiler? De ki; Haydi delillerinizi getirin! İşte benimle beraber olanların zikri (Kitabı) ve benden öncekilerin zikri. Hayır, onların çoğu hakkı bilmezler, bu yüzden yüz çevirirler. Senden önce hiç bir Rasul göndermedik ki ona Benden başka ilah yoktur. Şu halde Bana kulluk edin, diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya: 21-25)

Allah’a kulluk edin ve O’na hiç bir şeyi ortak koşmayın.” (Nisa: 36)

Cumhuriyetin kabul edilmesi beraberinde olan demokrasiyi ve laikliği benimsemek olduğunuz yukarıda izah ettik. Ve bu da şirkin-küfrün ta kendisidir.

Siz Allah’ı bırakıp da sizin ve atalarınızın taktığı (bir takım) isimlere tapıyorsunuz. Allah, onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm Allah’tan başkasının değildir. O da, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf: 40)

Peki, bu küfür olan cumhuriyet Müslümanlara nasıl şirin gösterildi? Müslümanlara nasıl sevdirildi?

Müslümanların hocalara, alimlere olan güvenini biliriz. Bu güven her zaman onlara hüküm sormaya yöneltir. Bunu kafir ve yandaşları bildikleri için bu işi kendileri gibi hain olan hocalara devretmişlerdir… Dikkat ederseniz her cumhuriyet bayramlarında, kendilerini alim zanneden cahil hocalar Cuma hutbelerinde küfür olan cumhuriyetin İslam’ın bir parçası olduğunu hep sunmuşlardır. Küfür olduğunun düşünülmemesi için bütün gayretlerini sarfederler. Bu hutbelerden bir kaçı şöyledir:

“Milletçe övünmeye haklıyız ki büyük Türk milletinin engin ve seçkin tarihinde bayram yapılmaya değer nice mutlu olaylar, büyük zaferler vardır. Yakın tarihimizde geçen büyük mutlu bir olay ise hiç şüphesiz Türkiye Cumhuriyeti’nin ilânıdır.”

“Büyük milletimiz bu tarihî kararı ile artık kendiişlerini kendi iradesi ile yürüteceğini açıklamış oldu. Bunun gerçekleşmesi ancak cumhuriyet idaresi ile mümkün olabilirdi. İslâm Dinine uygun olan devlet idaresi, zaten cumhuriyetti. Aynı zamanda büyük bir devlet başkanı vasfına sahip olan Peygamberimiz daima ashabı kiramı ile istişarelerde bulunarak bu konuda Müslümanlara güzel örnekler vermiştir.”

“Cumhuriyet idaresi, yönetim sistemi bakımından demokrasi diye adlandırılan idare şekline dahildir. Bu idare şeklinde hâkimiyet millete ait olup, millet bu hakkını yasalarda belirtilen yollarla kullanır.” “Aziz mü’minler! Konumuzla ilgili bu bilgiler, bir hatırlatmadan ibarettir. Önemli olan husus, bu hakka milletçe bilerek sahip olmak ve onu nesilden nesile devretmektir.”

İşte bu ve buna benzer hutbelerle Müslümanlar kandırılmaya çalışıldı. Onlar İslam’danmış gibi gösterildi. Oysa yukarıda da izah ettiğimiz gibi o küfürden, sapıklıktan ve bidatten başka bir şey değildir. Hak ve küfür hiç bir zaman yan yana gelemez. Ve birbirine benzetilemez. Ayrıca bidat İslam dışı (İslam’da olmayan) ve İslam’danmış gibi gösterilip sonradan konulan demektir. Ne Kuran ve Sünnette, ne Sahabelerin icmasında ve ne de Şanlı tarihimizde böyle bir şeyle karşılaşmak mümkün değildir.

Rasulullah bidat konusunda şöyle buyurmaktadır:

“Kim bizim bu dinimizde olmayan bir şeyi sonradan ortaya koyarsa (dindendir iddiasında bulunursa) o red olunur.” (Buhari, Müslim)

“Her sonradan (din adına) ortaya konulan bidattır. Her bidat sapıklıktır. Her sapıklık da ateştedir.” (Buhari, Müslim)

Bu sapıklığın, küfrün kurulması elbette kolay olmadı. Bunun için büyük ve ciddi çalışmalar oldu.

1923’te Mustafa Kemal tarafından cumhuriyet ilan edildiğinde, bu ilana karşı gelenler ve bu sisteme itiraz eden Müslümanlar elbette olmuştur. Olmaması düşünülemez. Ama bu kişilerin itirazı idamla sonuçlanmıştır. Tarihi incelendiğinde bu yüzden yüz binlerce Müslümanların katledildiğini görmek mümkün.

Bu sistemin kurulmasına karşı gelmeyen Müslümanlarda oldu. Lakin bu kişiler olayın farkında değillerdi. Hatta bu bilinçsizlik ve cahillik yüzünden Mustafa Kemal’in işine yardımcı olmaya dahi sebebiyet verdi. Bu kişilerin basiretleri kapalıydı. Destek olmalarının en önemli sebebi bugün güdülen siyasettin o gün de M. Kemal tarafından güdülmesiydi. 3 Mart 1924’te M. Kemal hilafeti ilga edince, bu kanunlara “Hilâfet, Cumhuriyet ve hükümet, manada ve mefhumda mündemiçtir” yazılmıştır. Yani hepsi aynı manayı taşımaktadır diyerek cumhuriyeti Müslümanlara adeta yutturdu. !!!

Müslümanlar Mustafa Kemalin konuşmasında bir farklılık göremediler. Oysa cumhuriyet ve Hilafet birbirine taban tabana zıt olan sistemlerdir. Müslümanlar ancak, cumhuriyet kurulduğu zaman olayın ciddiyetine vardılar ve Mustafa Kemal’in hain planlarını ancak o vakit gördüler. Ama kafirler bu uyanışı yok etmek için kanlı mücadeleye başladılar. İtiraz edenler kurşunlandı veya idam edildi. Artık öyle bir ortam oldu ki ‘Allah’ demek dahi yasaklandı. Bunun bu şekilde devam etmeyeceğinin farkına varınca artık fikri mücadeleye koyuldular. Buda Müslümanların zihinlerindeki Hilafeti tamamen unutturmak, yok etmekti. Nitekim bu meselede başarılı oldular. Müslümanların değil Hilafeti unutmaları, bir kısmı cumhuriyeti dahi savunacak duruma geldiler. Daha doğrusu zorla getirtildi.

Mademki cumhuriyet bir küfür sistemidir ve mademki özellikle Türkiye’de cumhuriyet bayramının özel anlamı vardır. O da Allah’ın şeriatının ve onun tatbik metodu olan Hilâfet’in hayattan uzaklaştırılıp yerine küfür sistemi olan kâfirlerin kelimesi cumhuriyetin ilânının bayramıdır…

Peki, bu konuda tavrımız nasıl olmalıdır? Buna Yüce Rabbimizin şu iki ayetiyle yanıtlandıralım:

Ey iman edenler! Eğer kafirlere uyarsanız, sizi dininizden döndürürler. O takdirde büsbütün kaybedersiniz. Bilakis mevlanız Allah’tır. Ve O, yardımcıların en hayırlısıdır. Allah’ın hakkında hiç bir delil indirmediği şeyleri O’na ortak koşmaları sebebiyle, kâfirlerin kalplerine yakında korku salacağız. Gidecekleri yer de cehennemdir. Zalimlerin varacağı yer ne kötüdür! ” (Ali İmran: 149-151)

Onlar seni yalanlarsa de ki; Benim işim bana, sizin işiniz de size aittir. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım.” (Yunus: 41)

Bu durumda Müslümanlar yüce Allahın ayeti kerimelerde buyurmuş olduğu hak uyarılara kulak vermeleri, kafir ve yandaşlarının fikri ve maddi saldırıları karşısında dimdik durup İslâm’i kişiliklerinden asla taviz vermemelidirler. İzzet, şeref kuvvet ve nusretin yalnız Allah’u Teala katında olduğunu asla unutmamaları gerekir. Şu halde yapılması gereken, Müslümanları; zelil, onursuz kılan, batılılar karşısında ezik bırakan ümetin servetlerini sömürgeci kafirlere peşkeş çeken, minicik yavrularımızı yetim bırakan gözü yaşlı kılan cumhuriyet sistemini ve bunun yanında, demokrasi, laiklik düşünce ve nizamlarını tamamıyla reddederek ortadan kaldırıp Allah’ın emrettiği, Resulü’nün uyguladığı, Allah’ın indirdiği ile yönetip davet ve cihad yoluyla risaleti yeryüzüne yayarak tüm insanlığı beşeri zulümattan Allah’ın nuruna, izzetli, şerefli, güvenli İslâmi hayata tekrar kavuşturacak olan Raşidî Hilâfet Devleti’ni kurmak için çalışmak ve bu uğurda mücadele ederek şerefli izzetli kalmak gerekir.

Değerli Kardeşlerim!

Çağdaş tağuti kuvvet ve düşüncesine, (laikliğe ve kâfir Avrupa devletlerine) dayanarak kurulan Cumhuriyet, yapısı itibariyle örümcek evine benzemektedir. Zira batılı güçleri kendilerine dost-yardımcı edinerek bu cumhuriyet kurulduğu için tıpkı ayeti kerimede yüce Allah’ın bildirmiş olduğu gibi örümcek evine benzemektedir. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

Allah’tan başka veliler (dost-yardımcılar) edinenlerin durumu kendine yuva yapan örümceğin durumu gibidir. Hâlbuki evlerin en çürüğü şüphesiz örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi.” (Ankebut 41)

Ayeti kerimede de açıkça gösterildiği gibi onların ömrü fazla uzun sürmeyecek inşa’Allah. Yarınlar bizim bunda hiç şüpheniz olmasın. Önemli olan bizlerin sebatla Allah ve Resulünün çizdiği yolda sağlam kalmamızdır. Cumhuriyetçilerin sonunun geldiği onların korkularından bocalamalarından da görülebilir. Firavun’un sonu, ellerinde tüm güçlerin olduğuna inandığı halde geldi. Doğrusu zaman gelecek ki tüm taguti güçlerde aynı sonu yaşayacaklardır.

Bakın! Kapitalist nizamı, borsa, şirketler, faiz ve karşılıksız kağıt para gibi sistemler şuan dibe vurmasının yanı sıra ahlaki, insani, manevi her yönden artık kapitalizm iflas etmiştir.

Mekke’den kovulan sahabelerin dönüşü gibi inşa’Allah o şerefle yeniden bu ümmet layık olduğu yere gelecektir. Allah’u Teala vadettiği yardımı mutlaka Müslümanlara gösterecektir. Rasulullah Efendimiz; “Allah’ın bulunmasını dilediği müddet, içinizde (Nübüvvet) Peygamberlik olacaktır. Onu kaldırmayı dilediğinde onu kaldırır. Sonra Nübüvvet üzerine Hilafet olacaktır. Allah (cc)nın dilediği kadar kalacak, dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra ısırıcı (zalim) yöneticiler olacaktır. Allah’ın dilediği kadar kalacak, kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra zorba yöneticiler olacaktır. Allah’ın bulunmasını dilediği kadar kalacak, kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.” (Ahmed b. Hanbel, müs. Kufiyyin,17680) buyurmaktadır.

Başka bir hadisi şerifte Rasulullah (sav.) şöyle buyurdu:

“Yeryüzünde kuru çamurdan veya taştan yapılmış ev olsun, kendisine İslam kelimesi girmeyen ev kalmayacaktır. Allah insanların bir kısmını aziz kılar, bir kısmını da zelil kılar. Allah aziz kılacağı kişileri izzet ehlinden, zelil kılacağı kişileri de zillet ehlinden kılar ki, bu zillete mahkûm olurlar”

Kardeşlerim,

İçinde bulunduğumuz vakıadan çıkışın tek yolu ve reçetesi İslam’dır. Allah’ın insanlara nur, hidayet, rahmet olarak gönderdiği İslâm’ı, hayata hakim kılmaktır. İslâm’ı bütün dünyaya nur ve hidayet risaleti olarak cihad yoluyla taşıyacak olan Raşidi Hilâfet’i kurmak için ihlasla çalışan Mü’minlerle birlikte olmak onlara yardımcı olmak tek çıkar yoldur.

Allah (cc.) şöyle buyurmaktadır:

Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir.” (Maide 16)

O halde kim tağutu inkâr edip Allah’a inanırsa, sağlam kulpa yapışmış olur ki o hiç bir zaman kopmaz. Allah işitir, bilir. Allah inananların velisidir (dost ve yardımcısıdır). Zira onları zulümattan kurtarıp aydınlığa çıkarır. İnkar edip kâfir olanların velisi ise tağuttur. Çünkü onları aydınlıktan alıp karanlığa götürür. Onlar ateş ehlidirler orada devamlı kalıcıdırlar.” (Bakara: 256-257)

Bu cumhuriyeti kafirlerin kurmuş olduğu bir gerçektir. Ama bir gerçek daha var ki, oda bu küfrü yıkacak olanın Müslümanlar olmasıdır. Bu gerçek bugün inkârda edilse, inkârları durumu ASLA değiştirmeyecektir.

iktibas: S. AVCI (islamdevleti.org)